Teknolojiyi dünyaya akortlamak

March 13, 2016

Kullandığımız teknoloji sayesinde tahminen insanlık tarihindeki en modern zamanları yaşıyoruz, elimizdeki ufacık telefonlar ile etrafımız sürekli etkileşim halindeyiz, televizyon ve radyolar ile dünyanın diğer tarafından anında haberdar olabiliyoruz, tüm dünyayı bir küçük köye çevirdik kendimizce, ama ödediğimiz bedellerin farkında mıyız?

 

Örneğin baz istasyonlarını ele alalım. Görmediğimiz, duymadığımız için farkına varamadığımız, ancak yaşam alanlarımız içerisinde sürekli var olan bir dalga üreticisi. Yan etkileri konusunda hala net bir bilgiye sahip değiliz, bir iki jenerasyon sonrasında sağlığa olan etkileri daha çok belli olacak. O zamana kadar etrafımızdaki dalgalı deniz içerisinde yaşamaya devam edeceğiz. 20. Yüzyılın başında nasıl şirket çalışanlarının zamanını fazla harcamamaları için sigara çıkmış ve doktorlar tarafından bile pompalanmışsa, şimdi de zamanı kolaylaştıran cep telefonları sürekli baş tacı edilmekte, reklamlar ile teşvik edilmekte.

Peki kullandığımız frekansların birbiri ile olan uyumunu hiç düşündük mü şu ana kadar? Herkes ayrı telden çalıyor, tamam zaten ayrı telden çalması renklilik katar, orada problem yok, ama aralarında bir uyum, bir ahenk gözetmek gerekir mi?

 

Kullandığımız teknolojiyi kaldırıp çöpe atamayacağımıza göre, ıslah etmek veya daha doğru bir deyişle doğa ile uyumlu bir hale getirmenin yollarını aramalıyız.

 

Öncelikle dünyaya akortlamanın ne demek olduğunu anlamak gerekiyor, bunun için bir kaç teknik konuyu elimden geldiğince sadeleştirerek anlatmaya çalışacağım.

 
Dünya Titreşimi

Schumann rezonansı 1952’de fizik uzmanı bilim adamı Winfried Otto Schumann tarafından ortaya atıldı. Teoriye göre dünya üzerinde yıldırımlar ve gece gündüz farkından kaynaklanan bir titreşim, yeryüzü ve atmosferin üst tabakası (100 km kadar) arasında bir yerde sıkışarak bütün dünya yüzeyi üzerinde homojen bir dağılım gösteriyor ve yeryüzünün çok büyük oynamalar yapmayan belli bir frekansta (7.83 Hz) sürekli titreşmesini sağlıyor.

 

Sadeleştirerek anlatacak olursam, dünya yüzeyini rölantide çalışan bir motora benzetebiliriz, bu motor saniyede yaklaşık 8 devir (8 Hz) yapıyor ve bu motorun üzerinde yaşadığımız için nerede olursak olalım (ister evinizin içinde, ister yolda, isterseniz dünyanın diğer ucunda) farkında bile olmadan saniyede 8 kere titriyoruz. Bu titreşim çok şiddetli olmadığı için ve zaten içine doğduğumuz için farkına varabildiğimiz bir şey değil. Biz bu titreşime Schumann Resonance veya kısaca Dünya Titreşimi diyelim.

 

Dünya dalgasının insan üzerinde ilginç etkileri var, örneğin beynimizi de bir motor gibi düşünecek olursak, rölantide çalıştığı zaman titreşimi dünya titreşimi ile aynı, rahat ve meditatif bir anda yaklaşık saniyede 8 kere titreşiyor. Kısaca yerle yeksan olmak sadece lafta olan bir şey değil, dünya ile aynı frekansta titreşince insan kendini huzurlu hissediyor. Bunu en iyi yapabileceğiniz yer ise doğa, çünkü bu titreşimi engelleyecek veya bozacak başka titreşimler yok ya da çok az.

Öte yandan yaşadığımız büyük şehirlerde ise dünya titreşimini bu kadar net deneyimleyebilmek mümkün değil. Etrafımızda bunu kesecek o kadar fazla titreşim var ki, değil kendini iyi hissetmek, yeri geldiğinde insanın akordunu bile bozabiliyor. 

 
Bileşke titreşim

Aynı ortam içerisinde birden fazla titreşim varsa bu titreşimlerin arasındaki fark kadar başka bir titreşim daha oluşur. Aslında ortam içerisinde herhangi br kaynağa ait olmayan ancak farklı iki kaynağın bir arada bulunması ile oluşmuş bu titreşime bileşke frekans veya Tartini tonu denir. 

Bileşke titreşimler sadece ses olarak değil, yaşamımızda var olan bütün titreşimler için geçerlidir. Eğer ortamda iki titreşim varsa, üçüncü bir titreşim kendiliğinden ortaya çıkar. 

 

O halde çözüm

7,83 Hz'in insan üzerindeki hem maddi hem manevi yararlarını gördük. Bunun yanında iki titreşimden üçüncü bir tanesinin çıktığını da gördük. Peki biz kullanmış olduğumuz teknoloji ile 7,83 çıkartabilir miyiz?

 

Kullanmış olduğumuz frekans bantlarını birbirine 7.83 Hz ve katları uzaklıklarla kullanacak olursak (cep telefonları, radyo dalgaları vs) bu titreşimlerin birleşmesinden sürekli olarak dünya titreşimini elde etmiş oluruz. Bu şekilde hangi dalga boyunu kullacak olursak olalım, esas olarak ortaya çıkan ve sürekli bulunan dalga boyu dünya titreşimi olacaktır. Bu sayede hem dünya titreşimine bağlı olduğumuz için sürekli online kalmak mümkün hale gelir (çünkü gereken enerji zaten üzerinde bulunduğumuz çalışan motorda var) hem de yerleşim yerleri içerisinde kaybolmuş olan doğanın öz titreşimini tekrar kazandırmış oluruz.

 

Bunu yapabilmek için iyi ayarlanmış filtrelere ihtiyaç olacaktır, çünkü birbirlerinin katları olacağı için karışma ihtimalleri yüksek, ancak şu anda gelmiş olduğumuz teknoloji içerisinde böyle bir filtrelemeyi sağlamak çok zor değil, sadece değişimi yapmaya niyet yeterli. 

 

Sağlığımızı bozduğunu herkesin bildiği ama kimsenin konuşmayı bırak, fısıldamadığı baz istasyonlarının, televizyon ve radyo vericilerinin yaşam pınarları haline gelmesi kulağa romantik geliyor olabilir ama hiç de uzak bir ihtimal değil, yeter ki armoninin ne olduğunun farkına varalım ve şu akortsuzluktan kurtulalım.

 

 

 

 

 

Please reload

Featured Posts

Beni kim temsil ediyor?

September 13, 2018

1/10
Please reload

Recent Posts

September 13, 2018